Prof. Dr. Beyhan Saldıray

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nden 1957, Tekstil Bölümü'nden 1960'da mezun oldu. 1965 yılında asistanlığa atandı. 1970'te “Sanatta Yeterlik Diplomas”ını aldı. 1972'de doçent, 1980 de   profesör oldu. 1980-2000 arası Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Sanatları Bölüm Başkanı ve 1982-1983 arası Dekan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu ve M.S.Ü. senato üyeliği yaptı. İş hayatı: 1958-1959   Narin Mensucat'da, 1959-1960 Melih Arseven Desen Atölyesi'nde çalıştı. 1960-1963 Viyana'da halı ve kumaş desinatörü, 1963-1965 Almanya'da grafiker olarak çalıştı. 1987-1998   Sümerbank Genel Müdürlüğü Danışma kurulu üyeliği ve İbrahim Aykal İç Giyim Firması Yönetim Kurulu Danışman üyeliklerinde bulundu. 1986'da Almanya Düsseldorf   Fuarı'na katıldı. “Ülkemizde Sınırlı Alanlarda Kullanılmakta Olan Kendir Elyafının Daha Yaygın Bir Tekstil Elyafı Olarak Kullanılabilirliği ” konulu araştırması, üniversite araştırma fonunca desteklenerek 1994 yılında tamamlanan proje, fona teslim edilmiştir. Saldıray'ın bazı etkinlikleri “Tekstil'de Tasarım” Uluslararası Sempozyumu 1989, Mimar Sinan Üniversitesi oditoryumunda Defile 1989,   “Kassel Üniversitesi davetiyle gittiği Kassel şehrinde düzenlenen Tekstil Bölümü “Moda Gösterisi” organizasyonu (sergi ve defile) 1990.

“Kumaş Baskısında Raport ve Renk Ayırımı İşlemleri”, 1979-D.G.S.A. Yayını, - “Desenler” 75. Yıl Prestiş Kitabı -Asır Matbaası İst. Adlı kitapları vardır.

Prof. Dr. Beyhan Saldıray ve Prof. Dr. Sümer Saldıray ile söyleşi
Sibel Tuğal - Emine Tusavul, Akademist Dergisi, Haziran 2007

Temel tasarım nedir. Biraz açabilir misiniz?

Öncelikle tasarım ürününün bir amacı olmalı ve bir yaratıcılık değeri içermelidir. Bu nedenle “tasarımda” - işlevi olmak, bir düşünce ürünü olarak bilinçli olmak, alışılagelmişten ayrıcalıklı ve özgün olmak, bütünüyle kendine özgü bir nitelik taşımak- gibi öncül özelliklerin bulunması gerekir. Ancak, bir düşüncenin bilinçlendirilmesi, özgün bir biçime aktarılabilmesi ve kişisel yorumun kendine özgü bir nitelik kazanabilmesinde anlatım araç ve ögelerinin iyi kullanılması, amaca en uygun çizimsel çözümlerin başarılabilmesi gerekir. Bu da gözlem gücüne, kişisel yeteneği yaratmaya eklemleyebilecek ölçüde ustalaşmaya ve “tasar'ı” (plan) yüzeyde (kağıt) oluşturacak olan anlatım elemanlarının -çizgi/renk/doku vb.- iyi kullanılabilmesi alışkanlığına bağlı bulunmaktadır.

Özgün yapıtta yeni biçim yaratmanın çok önemi vardır. Bu nedenle en dengeli, en etkin ve güzellik duyusunu en iyi şekilde anlamlandırabilmede bu elemanların kullanımı beraberliği içinde gözlemsel, çözümsel tabanlı çizgeli (grafik) kalitelere yönelmek gerekir. Amaç-araç uygunluğu biçimin temel ilkelerindendir. Bir biçimin yaratılmasında kaynak ise, ilk çıkış noktasıdır. Yeni biçime kaynak oluşturmada doğadaki, çevredeki nesnelerin çeşitliliği ve zenginliği engin olanaklar sağlar.

Temel Sanat Eğitimi özetle, gözlem yoluyla doğru algılamaya ve belirli kaynaktan çeşitlemelere girişilerek araçları (çizgi, renk, ton, doku, oran, hareket, espas, öz ve bütünlük) anlatımda kişisel yeteneği geliştirici kullanma alışkanlığı kazandırmayı amaçlar.

Toplumsal gelişmede tasarımcının rolü nedir?

-İnsan, kendisiyle çevresi arasındaki etkileşimi gözleyerek “bilinenin” oluşum sürecini kavramaya ve bundan kaynaklanarak çevresini değiştirmede yaratıcı etkinlikleri yönlendirme ve denetmeye yetkindir. Öte yandan birey, görmeyi öğrendiği ya da görmek istediği şeyi görür. Oysa insan için geçmişin açık görüşü, günün dar görüşüne hızla dönüşebilir. Buna karşın etkin ve yaratıcı insan, görsel süreçte seçkici, edimsel, açık ve geniş görüşe sahip, sanatçı ve bilim adamı olarak bulundukları ortam içinde; temelde insanın çevresini değiştirme, yenileme istemini yansıtan eylemlerle toplumu yönlendirici de olurlar. İşte tasarımcı, dar anlamıyla sorun saptayan ve kişisel yetkinliği, yaratıcı özelliğiyle çözümleyerek önermede bulunan ve başka insanların yaşamlarını önermesiyle başkalaştıran kişidir.

Tasarım ilkeleri özü itibariyle bütün tasarım alanlarında da aynıdır, değişmez. Yalnızca bir tasarımın ürün olarak üretim teknolojisinden doğan ayrıcalıkları ve işlevsel farklılıkları vardır. Örneğin beyaz eşya tasarımı, elektronik ürün tasarımı, otomotiv tasarımı, tekstil tasarımı gibi genel başlık altında gereğine göre materyalleri, teknolojik üretim koşulları ve ürün amaçları farklılklarıdır.

Ben Sümer Saldıray Temel Sanat Eğitimcisi olarak akademik aşamalarımı bu alanda yapmış olmama rağmen Güzel Sanatlar Akademisi'nden Mezuniyetim eski adıyla “Kumaş Desenleri Atelyesidir” 1961. Yani köküm “Tekstil Tasarımcılığına dayanır. Bu alanda eşim Prof. Beyhan Saldıray'ın halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ndeki “Tekstil ve Moda Tasarımı” nın diğer üniversite programlarına da aynı adla alınmasında örnek oluşturan açılımıyla “Güzel Sanatlar Akademisi” zamanında, ülkemizin ilk eğitim programı olan tekstil baskı teknikleri yanında dokuma ve giysi programlarını da çok öncelerden başlatan öncüsü olduğunu belirtmeliyim. Dolayısıyla bu alanda da (Tekstil Tasarımı) eğitim ve öğretim deneyimli bir bilgi ve görüş birikimine sahibim. Her ikimizin okul sırası ve sonrası, fabrika ve iş yerlerinde çalışmışlığımızdan, işyeri sahipliği ve danışmanlıklarımızdan gelen ve sadece akademik çerçeveyle sınırlı olmayan bir geçmişimizin bulunması, programların oluşturulmasındaki farkındalık ayrıcalığını ortaya koymuştur.

Tekstil Tasarımı ve Tekstil Sanatı konusunu açabilir misiniz? Teknolojiyle bağıntısı nedir?

Kısaca “Tekstil Tasarımı” hakkında nelerden söz edebiliriz? Tekstil tasarımının ortaya çıkardığı ürünler yelpazesi çok geniştir. Bu genişlik kullanım alanlarına göre gereksinilenlerin çeşitliliği kadar, kullanılan materyalin (elyaf, iplik, kimyasallar) ve üretim teknik ve teknolojilerine de bağlıdır. Bu bakımdan teknolojiyle çok girift bağıntısı vardır. Bir tekstil ürününün tasarımlanması; üretim koşullarının, kullanılan endüstriyel olanakların türü ve çapıyla sıkısıkıya ilişkilidir. Aynı şekilde tasarımcının yaratıcılık, gözlem ve sentez yeteneğinin açtığı ve zorladığı sınırlarla verdiği ivme de teknolojik gelişmelere neden oluşturmaktadır. Bütün bunlar dahilinde, bir tasarımcının; yaratıcılığın ön koşulu olan -özgür bir ortamda, özgür iradesiyle, özgürce yaratma- süreci bakımından doğal olarak sınırlı olduğunu görmekteyiz. Materyalin seçiminde, üretim koşullarının niteliğinde, talep türünün belirli olmasında, moda ve günün anlayışının belirleyiciliğinde, pazar koşulları yanında maliyet ve beğeni yaratma bağlamında, çevresel, anatomik ve ergonomik sorumlulkta bu sınır tarifini bulmaktadır. Dahası, ürünün meydana getirilmesindeki payının ağırlıklı olarak firma adıyla anılır olması (Taç, Vakko, Altın Yıldız, Bahariye, ya da Zara, Beymen, Kom gibi) ve kendi adına bir markaya sahip olmadıkca bir marka ardında saklı kalması tekstil tasarımcısını sanatçı kimliği açısından manen doyurmamaktadır. O taktirde yaratıcı potansiyeli, tekstil materyalleriyle ünik sanatsal objeler üretmeye (Ressam Gülsüm Karamustafa, belki Ressam Bubi'nin tekstil materyalleri kullanmalarındaki gibi) Ya da (batıda Şila Hiks veya Abakonoviç'in yaratılarında olduğu gibi) yöneltmektedir. Aslında bu durum bir yönden, asıl işlerinde örneğin giyiside Jp. İssey Miyake ya da Trk. Hüseyin Çağlayan gibi sanatçı-tasarımcıların başkalarına görüş ve alan açacak anlamda avangart (öncü), çağdaş ve evrensel atılımlarını, önermelerini gerçekleştirebilmelerini de sağlamaktadır.

Tekstil tasarımının özelliği nedir? Diğer tasarım türlerine göre yorumunuz.

Tasarım türü ne olursa olsun, sorunun saptanmasından başlayarak önermenin akılda şekillenmesinden, eskiz, plan, aşamalarından geçilerek bir proje bütününe varılmasına kadarki sürece “TASARIM” denilmektedir. Ancak bir tasarım için üretime geçilme kararına varılması o tasarımın en hayati evresidir ve üretilmesinden sonra kullanıma sunulan ürün ancak “TASARIM ÜRÜNܔ dür. Tekstilde bu durum kendine özgü bir devamlılık da gösterebilir. Örneğin kumaş dokunduktan sonra doğrudan ya da baskı yöntemleriyle desenlenerek pazara sunulur. Tuşesi, deseni, rengi, sürtünme haslığı, materyali vb. Özellikleri tercihi belirler. Bundan sonra da bazıları kravat, eşarp, mendil gibi ikinci bir işleme tabi tutulur ya da döşemelik olarak iç mekanda, ya da giysi olarak ayrı bir tasarım alanında serüveni sürer. Bir kol saati, çakmak, otomobil, buzdolabı doğrudan ve yalnızca kendi kullanım amacıyla sınırlıdır. Tekstilin kültür tarihi içindeki kapsamı da çok önemlidir. Tarih öncesinden beri insan yaşamında örtünme ihtiyacını, kundaktan başlayarak, yaşamın sonunda da son işlevini aynı sadakatle karşılayan, insana her an, her yerde gerekli olan, tenine en yakın ve araya başka birşeyin giremediği kadar yakın olandır!... İngiltere'de Endüstri Devrimi'ni başlatan Tekstil Sanayiidir. Bunun yanında, yöresel-folklorik (heybe, kolon, kilim, cicim, sili) gereksinimlerin ötesindeki saray kumaşlarımız (kaftanlar, saray halıları) gibi üst düzey ürünler veya Bursa İşlemeleri'nde olduğu gibi çevrelerde yağlıklarda, çamaşırlarda “Elti Eltiye Küstü”, “Mektepli Kızlar”, “Sarhoş Bacağı”, “Klaptanlı” gibi sosyolojik bir önemle, geleneksel üretim koşulları içinde toplumsal duyuşun bir dili, bir ifadelendirme, bir bilişim aracı olarak taşıdıkları değeri hatırlatmalıyım.

Sanat ve Tasarım eğitimi alacak öğreciden neler beklersiniz?

Böyle bir bölümü yeğleyecek öğrenicinin, devamlı gözleyen, herşeye, her duruma, çevresine yeniden ve yeniden bakan, ilgisini canlı tutan ve içinde bu isteği duyan biri olmalı. İnsanın, bir ürünün kullanımından ya da zamanını doldurmuş olmaktan doğan sorunlarını saptayabilecek dikkati, daha doğrusu sorumluluk ve isteği içinde duymalı, çözüm önerme yöntemlerini kişiselleştirme bilincini ve sentez gücünü kendinde bulmalıdır. Yeteneğini salt iyi çiçek çizebilen ya da gördüğünü aslına uygun çizebilme yetisi olarak anlamamalı. Bunlar doğal olarak artı değer oluşturacağı halde, yaratı için doğru algılama, çözüm geliştirebilme, mesleği gerçekten sevme ve şaşmaz bir isteğin; tasarımcı için çok daha ön planda önem taşıdığı bilinmelidir. Unutulmamalıdır ki, bir düşüncenin doğru zamanda, doğru yerde, doğru biçimde sunulması çok önemlidir. Bunun için çağının düşünce biçimini yakalayabilmek, ediminde “özü, biçimi, ana fikri” tam bir bütünlük içinde, kendine özgü ve özgün olarak anlamlandırabilmek gerekir. Şimdi sözü Prof. Beyhan Saldıray'a bırakalım.

Bir Tekstil Tasarımının serüveni nasıldır, nasıl gelişir?

Bir tekstil tasarımında, örneğin dokuma için yapılacak tasarımda, moda, mevsim, kadın-erkek, üstlük, pantolon, ceket, gömlek, iç giyim veya iç mekanda perde, döşemelik ve benzeri işlev tariflerinin, üretim biçimi (armür-jakar) , materyal türünün en azından doğal-sentetik, iplik numarasının, örgü tipinin önceden ele alınması gerekir. Bundan sonra çizimler, renklendirmeler ve raport bu verilere göre düşünülecektir. Dokuma teknik hesaplarının yapılması da gerekir. İşte bütün bu verilere sahip evreleri içinde saklayan bütüne ancak, “Tasarım” denebilmektedir. Tabii ki bu süreçte maliyet, pazar ilişkileri ve diğer etmenler de gözetilmektedir. Bunlar arasından yalnız renkli bir desen çizimini tasarım olarak nitelemek yanlıştır. Aynı şekilde Baskı yöntemiyle desenlenen kumaşlarda da işlev önceden belirlidir. Tasarıma, kullanım amacı, kullanıcı, moda trendi, kumaş türü-tipi, baskı yöntemi, boya ve kimyasalları dikkate alınarak başlanır. Raport sistemi kurgulamaları, renk önceliği ayrımları planlanır. Desenlemede motif oranları ( büyük-küçük) , kompoziyon araştırmalarına girişilerek proje tamamlanır. Görüldüğü gibi desen yalnız motiften ibaret değildir. Motiflerin kurgulanma sorunları, raportla (tekrar sistematiği) ilişkilendirilmeleri ayrı evrelerdir ve tasarımlanışı bir süreci ifade eder. Sadece motiflerle düzenlenmiş bir yüzeyin tasarım gibi anlaşılması yanlıştır. Aynı şekilde, bir giysi tasarlanırken, dokuma ya da baskılı bir kumaşın seçimi, mevsim, moda, kullanıcı cinsi, işlev koşulları yine ön verilerdir. Sonra bütün ve aksesuvarlar, detay öngörüleri bir tasarım bütününü oluşturur. Trentler ve tasarımcının trendi yorumlaması çok önem taşır ve tasarımın diğer evreleri dikkate alınmıştır.

Her tür tasarımın insan için yapıldığını unutmamak gerekir. Somut bir gereksinimin işlevine uygun, doğru malzeme, doğru strüktür, doğru önermeyle karşılanması gerektiği göz ardı edilmemelidir. Bu arada avangartlık adına çevresel sorunları yadsıyan, insanın anatomik ve ergonomik özelliklerine saygısız ve konuyu salt biçim olarak gören anlayışa prim verilmemesi gerekir. Her türlü aşırılık fikir zafiyeti, olgunlaşmamışlık, bilinçsizlik anlamına gelecektir.