Kapat

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü, Aramızdan Ayrılışının 76. Yılında, Sevgi, Saygı ve Özlemle Anıyoruz...

Geri

Ata'mızın aramızdan ayrılışının 76. yıldönümü sebebiyle; Işık Üniversitesi Şile Kampüsünde 10 Kasım Töreni gerçekleştirildi. Törene Akademik ve İdari Işık Üniversitesi personelinin yanı sıra, çok sayıda Işık Üniversitesi öğrencisi de katıldı.

Şile Kampüsü Oditoryumunda yapılan törende, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunması ve video gösteriminin ardından, konuşmalara geçildi.

Atatürkçü Düşünce Kulübü Başkanı Çağatay Yazıcı konuşmasında şunları söyledi:

"Dünyada benzeri görülmemiş ve tutsak uluslara örnek olmuş bir Kurtuluş Savaşı'nın ve çok ağır bedeller ile kazanılmış bağımsızlık ve özgürlüğün bekçileri olan biz gençler; aydınlanma ışığını borçlu olduğumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkelerinin takipçisi olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. O; Cumhuriyet'i içteki ve dıştaki düşmanlardan koruma görevini biz gençlere emanet etmiştir. Atatürkçü Düşüncenin ışığı; bunu anlayamayacak yahut kavrayamayacak zihinleri kör edebilir. Bizler akılcı yöntemlerle, "müspet bilim"lerden güç alıp kendimizi geliştirmiş olarak; Mustafa Kemal Atatürk'ün açtığı çağdaş uygarlık yolunda, gösterdiği hedeflere doğru durmadan, yorulmadan ve korkusuzca yürüyeceğiz. Geçmişte bu yolda mücadele edenler korkmuş olsaydı, şimdi bizlerin tek yapabildiği ağlamak olurdu. Bizim korkmamızın, geçmişte korkmayanlara ihanet olacağını unutmamalıyız. Bu nedenle bıkmadan, yılmadan ve yorulmadan mücadelemizi sürdürecek ve Atatürkçü Düşünce'nin ışığını yarınlara taşıyacağız.

Mustafa Kemal Atatürk'ü ölümsüzlüğe uğurladığımız günün 76. yıldönümünde hepimize düşen en büyük görev; O'nu ve en büyük eseri Cumhuriyet'i anlamak, Cumhuriyet'in değerlerini her koşulda korumak, O'nun ilkelerini benimsemek, Türkiye'yi aydınlık yarınlara taşımaktır. Atatürk ilke ve devrimleri, bu çabalarımızda, yolumuzu aydınlatmayı sürdürecektir. Türk ulusu, tüm dünyanın övgüsünü kazanan ölümsüz önderiyle ve O'nun kurduğu Cumhuriyet'le haklı olarak gurur duymaktadır. Ulusumuzun ışık kaynağı, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, aydınlık Türkiye'nin sembolü, büyük devrimci ve düşünce adamı Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlerin gönlündeki erişilmez yeri hiçbir zaman değişmeyecektir. Sözlerime Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bir sözü ile son veriyorum:

"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir; benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir."

Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Örsan ÖYMEN "Atatürk'ün Düşünce Yapısının Felsefi Temelleri" konulu konuşmasında;

"Kurtuluş Savaşı lideri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Cumhuriyet devrimlerinin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk'ü, askeri başarılarının ve askeri kimliğinin yanı sıra, siyasi ve entelektüel kimliği ile de anlamaya çalışmak gerekir. Atatürk her şeyden önce, monarşiyi, feodalizmi ve teokrasiyi yıkmak için, halk için mücadele vermiş bir devrimcidir. Bu çerçevede Atatürk, saltanatlığı ve hilafeti kaldırmış, devlet, siyaset, eğitim ve hukuk işlerini din işlerinden ayırmış, ülkeyi bilime, sanata, felsefeye ve sorgulayıcı düşünceye açmış, üniversite reformunu gerçekleştirmiş, kadınların kamusal alanda örtünme zorunluluğunu kaldırmış, kadınları çalışma yaşamına katmış, kadınlarla erkeklere eşit yasal haklar tanımış, kadınların seçme ve seçilme hakkını sağlamış, okuma yazma oranını arttırmış, özel sektörle birlikte, güçlü bir kamu sektörü yaratmış, sanayileşme hamlesini ve toprak reformunu başlatmış bir liderdir.

Atatürk'ün çağdaş ve ileri uygarlık projesini bu bağlamda anlamak gerekir. Atatürk'ün bu doğrultudaki siyasi bakış açısının temelinde de belli başlı filozofların kuramları yatmaktadır. John Locke, Baron Montesquieu ve Jean-Jacques Rousseau gibi filozoflar, monarşinin, feodalizmin ve teokrasinin yıkılması sürecini başlatan 1776 Amerikan devrimi ve 1789 Fransız devriminin teorik alt yapısını oluşturmuşlar, söz konusu filozoflar ve devrimler, Atatürk'ün düşünce yapısını derinden etkilemişlerdir.

Orta Çağ'da devlet, siyaset, hukuk, bilim, sanat, felsefe ve yaşam biçimi dinci bir anlayışın esiri haline gelmiş, din, kişisel ve öznel bir inanç ve iman konusu olmaktan çıkmış, kültüre ve topluma hükmeden despotik bir yapıya bürünmüştür. Atatürk, Orta Çağ'da Avrupa'da, sonrasında da Osmanlı İmparatorluğu'nda geçerli olan bu anlayışa karşı mücadele vermiştir.

Atatürk'ün düşünce yapısında bununla birlikte bilimin de çok önemli bir yeri vardır. "En gerçek kılavuz bilimdir" diyen Atatürk, 19. Yüzyıl filozofu Auguste Comte'un ortaya koyduğu Pozitivizm'den ve 1920'lerde Moritz Schlick ve Rudolf Carnap gibi filozofların öncülüğünde Viyana'da gelişen Mantıkçı Pozitivizm'den de etkilenmiştir. Bu anlayışa göre, din ve metafizik, bilgi adına bir şey ortaya koyamaz, bilgi sadece, bilimle elde edilebilirdi.

Ancak bu akımların kökenini anlamak için, Felsefe Tarihi'nde daha eskilere, Antik Yunan dönemine uzanmak gerekir. Sokrates öncesi filozofların, doğada olup bitenleri doğa üstüyle açıklamak yerine, doğa içinde açıklama girişimleri; Sokrates ve Platon'un, Homeros'un mitolojik anlatımlarından, akla dayalı felsefeye geçilmesini önermeleri, "mitos"tan "logos"a geçişin önemini vurgulamaları; Aristoteles'in Mantık bilimini kurması, Epistemoloji, Etik, Metafizik çalışmalarının yanısıra, Fizik, Astronomi, Zooloji, Biyoloji alanında çalışmalar da yapması; Epikuros'un, bilginin ve gerçekliğin duyu algılarıyla ve deneyimlerle kavranabileceğine dair kuramı; daha sonra, 16., 17. ve 18. Yüzyıllarda, Hobbes, Bacon, Locke, Berkeley, Hume gibi filozofların, bilimleri de destekleyici deneyimci ve deneyci kuramlar oraya koymaları, bunlara paralel olarak aynı dönemlerde, Kopernik, Galileo, Kepler, Newton gibi bilim insanlarının ortaya çıkması ve doğa bilimlerinin radikal bir biçimde gelişmesi, dinin, teolojinin ve metafiziğin yerini bilimin almasında önemli bir rol oynamıştır.

Antik Yunan döneminde, bilim ve felsefe geleneği, Anadolu'da son derece gelişmiş olmasına rağmen, teokratik düzeni temsil eden Bizans İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde, bilim, felsefe ve sorgulayıcı düşünce alanlarında devrimci gelişmelerin yaşanmamış olmasından dolayı, Anadolu, hem siyasi açıdan, hem de bilimsel ve felsefi açıdan, yaklaşık 1700 yıl boyunca geri kalmıştır. Atatürk'ü anarken, onun devrimlerini ve uygarlık hedefini, bu bağlamda anlamaya çalışmak gerekir." dedi.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü aramızdan ayrılışının 76. yılında, sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz...