Kapat

Şair, Yazar ve Fotoğrafçı Sanatçısı Akgün Akova'nın Şiir ve Fotoğraflarla Dokuduğu Anlatısı: "Cumhuriyetin İlk Günleri Gibiydi Yüzün"

Geri

Ata'mızın aramızdan ayrılışının 77. yıldönümü sebebiyle; Işık Üniversitesi Şile Kampüsünde tören gerçekleştirildi. Törene Akademik ve İdari Işık Üniversitesi personelinin yanı sıra, çok sayıda Işık Üniversitesi öğrencisi katıldı.

Şile Kampüsü Oditoryumunda yapılan tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Atatürkçü Düşünce Kulübü Başkanı Namık Batur Varol konuşması ile başladı.

Atatürkçü Düşünce Kulübü Başkanı Namık Batur Varol konuşmasında;

" O Türk ulusuna her zaman güvenmiş, Türkiye Cumhuriyetini ve devrimlerini Türk gençlerine emanet etmiştir. Biz Türk gençleri olarak, kendim ve kulübüm adına, bu fikirlerin ışığından yürüyeceğimize ve Atamızın ilkelerinden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimize, Türk İstiklalini ve Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceğimize ant içeriz." dedi.

Atatürkçü Düşünce Kulübü Başkanı Namık Batur Varol'un konuşmalarının ardından Şair, Fotoğrafçı, Eğitimci, Araştırmacı AkgünAkova; Atatürk'ün "Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup dönünüz" diyerek Avrupa'ya eğitime gönderdiği bir grup aydının öyküsünü anlattı.

Anlatıya İlhan Berk'in "Cumhuriyetin İlk Günleri Gibiydi Yüzün" isimli şiirini okuyarak başlayan Akova; Atatürk'ün direktifiyle 1928 -1945 yılları arası bilim ve sanat okusunlar ve Türkiye'ye dönüp hizmet etsinler düşüncesiyle Avrupa'ya gönderilen ve orada arkeoloji, matematik, haritacılık, müzik eğitimi, toplumbilim, astronomi, seramik mühendisliğine varıncaya kadar farklı dallarda okuyan Cumhuriyet'in öğrencilerini anlattı.

Akova, Marie Curie gibi önemli bir isimden ders almış Sorbonne Üniversitesi'nden mezun olan ilk Türk kadını ve ilk kadın kimyacımız Remziye Hisar'dan,Türk arkeolojisinin en önemli isimlerinden biri olan Ekrem Akurgal'a… İlk Türk operasının bestecisi ve müzik eğitimcisi Ahmet Adnan Saygun'dan besteci Necil Kazım Akses'e, dünyadaki en önemli dört Hititoloji uzmanından birisi olan Sedat Alp'den nice aydın, yazar, çevirmen, duayene kadar birçok önemli ismin dünyadaki ve Türkiye'deki değerini anlattı.

Türkiye'nin ilk kadın arkeoloğu Jale İnan ve inşaat mühendisi, akademisyen, eşi Mustafa İnan'dan bahseden Akova, bu bölümde Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Esin İnan'ı, İnan çiftinin öğrencilik hayatlarından hikâyelerini anlatmak üzere sahneye davet etti.

Almanya, Fransa, İsviçre, İngiltere gibi ülkelerde aldıkları eğitimlerle çağdaş Türkiye'nin sanat ve bilim alanında çekirdeğini oluşturan isimleri yeniden yanımıza getiren Akova, anlatısının sonunda tüm aydınlara teşekkür etmek adına, Türkan isimli şiiri ile programını tamamladı.

Şair, Yazar Akgün Akova'ya tören sonunda Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şirin Tekinay tarafından plaket takdim edildi.

Akgün Akova'nın konuşmasının sonunda okuduğu şiiri:

TÜRKAN

    bize
    kıyılara çıkmayan dalgalar, çocukları yutmayan sular borçlusun İstanbul
    Boğaz'ı geçen balıkları sayan deli bir muhasebeci
    balıkların peşine takılıp Haliç'e giren şaşkın bir yunus
    yunusa yalanırken rakı bardağına düşen bir kedi
    kediye kaftanlardan kefen diken bir terzi borçlusun
    bize
    dipsiz çöp kutuları borçlusun İstanbul
    Kızkulesi'nin ağzına çatal bıçak sokanları
    bahçeleri otopark yapanları içine atmak için
    atmak için ayakkabı kutularında banka şubesi açanları
    İstanbul sen bize
    gökdelenlere çarpıp sakat kalan rüzgarın son nefesini
    ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde işe devam eden bir Tanpınar borçlusun
    bize
    akasya dalına asılı bir dülger balığı borçlusun İstanbul
    binlerce "Hişt! Hişt!"le Ada'da yürüyen bir Sait Faik
    nice İstanbullu göz indirmemişken öykülerine
    vapurlara, rıhtımlara
    ve çapaların denizin dibini kazıya kazıya öpmesine aşık
    öfkesi bile güzel bir adam borçlusun
    bize
    bir Mimar Sinan borçlusun İstanbul
    isteseydi bir cami sığdırırdı sarı bir lalenin içine
    gök kubbeler kurardı boşluğuna yumurtaların
    bıraksalar kim bilir kaç aşk çıkarırdı Mihrimah Sultan'dan
    kavrasaydık ruhunu ustalığının
    işe bisikletle gidip gelirdi şimdi Belediye Başkanların
    bize
    ak saçlı bir Orhan Veli borçlusun İstanbul
    öldüğü gün Boğaz'ın üstünden bir harf sürüsü geçmiş diyorlar
    "Vasiyetidir!" diye düşünmüştür Sabahattin Eyüboğlu
    ve mırıldanmıştır senin kulağına eğilerek eminim
    "bize Rumelihisarı'ndan göğe uçan
    Yaprak adlı bir kayık borçlusun"
    bize
    bir Takiyüddin el-Rasıd borçlusun İstanbul
    bir zaman kuyumcusu
    bir ışık düşçüsü borçlusun
    ve Samanyolu'nun başımızı döndüreceği geceler
    sokaklarından tek tek yıldızların sayılacağı semtler
    gazlanarak söndürülen ateşböceklerinin gözlerini borçlusun
    bize
    "yok etmek istediğini kör eder tarih" diyen
    bir Onat Kutlar borçlusun İstanbul
    barbarlara ve onların köpeklerine kucak açtığın
    son atımızı kurtlara yedirdiğin için
    unutturduğun için "baharın isyancı" olduğunu bize
    geleceğimize ekemediğimiz bir Yasemin borçlusun
    bize
    bulutların arasından geçen bir Hezarfen borçlusun İstanbul
    uçmadı diyenler olsa da Galata Kulesi'nden
    o hep var olsun isterim gökyüzünde
    martılara çırak olsun
    ve bıyık altından gülümseyerek softalara, yere öyle insin isterim
    diyeceğim, İstanbul bir çift kanat da borçlusun bize
    bize
    memleketinde bir Nazım borçlusun İstanbul
    Münevver'in kucağından babasına uzanan bir Memet
    Varşova'dan gerisin geriye dönen saman sarısı bir tren
    kederi dudaklarla silinmiş bir sonbahar Prag Garı'nda
    ve Leipzig'de ölümün ellerinden çıkarılan eldivenler
    ha bir de Anadolu'nun bir köyünde, çınar altında
    haksızlıklara kalkmış yumruklar borçlusun
    bize
    Haliç'in ağzında bir Leonardo Da Vinci köprüsü borçlusun İstanbul
    göl eyledik sandığımız Akdeniz'den okyanusa açılmayı başarabilen gemiler
    kayıp parçalarını Piri Reis haritasının
    babaları seferden sağ dönmüş çocukların sevincini
    ve anlatılmamış anılarını Endülüs'ten yola çıkan Osmanlı kalyonlarının
    başındaki bulutlarla gökyüzüne şunu da yaz
    bize havalanan uçaklarını gülümseyerek izleyen bir Vecihi Hürkuş borçlusun
    bize
    içinden doğru sevilmiş bir Edip Cansever borçlusun İstanbul
    kapı yanında herkesten habersiz ölmekten korkan bir gülcü
    şairler çıkıp gittiğinde şiir taslaklarını süpürmeyip toplayan garsonlar
    saniye kadar sümbüller, sonsuzluk kadar unutmabeniler
    ve yere dökülen unun
    alın teriyle alınmış ekmeğe geri verilecek sessizliğini borçlusun
    bize
    herkesten çok bir Türkan Saylan borçlusun İstanbul
    olanları ah nasıl da seyrettin
    horlanırken aydınlar nasıl gülümsedin bıyık altından
    gözaltına alınırken "At Kız", başka tarafa nasıl çevirdin başını
    ruhlarımızın kurutma kağıdısın sen İstanbul
    nüfus kağıdısın toplumsal cinnetimizin
    başını karanlığa çarpmışsın çarpmamışsın ne fark eder
    geleceğimize binlerce aydın
    binlerce Türkan Saylan borçlusun